ACI TABLO – Suat Başaran

Ara 3rd, 2011

Kendilerinin artık umut olmaktan çıktığını görenler, tek bir umut kırıntısı bırakmak istemiyorlar.

Anlatan sıradan bir insan değil…

İstanbul’un sayılı ülkücülerinden…Altmışlı yaşların ortalarında, sayın Genel Başkanımızla da çok eski dostluğu olan biri…

Kalabalık bir ortamda şu an önemli bir görevi üstlenmiş bir yöneticimize sormuş:

“Bu anlayışla gelecek dönem MHP’nin barajı aşma şansı var mı?”

Cevap, “Hayır!” olmuş…

Yani Genel Başkanımızın en yakın kurmaylarından biri O’nun yönetimindeki MHP’nin gelecek dönem barajı aşacağına inanmıyormuş…

Burada adını yazmıyorum, anlatan ismini de verdi… Zaten beş-on kişilik bir ortamda söylendiği için gizlemesi gereksizdi… Fakat burada ifade etmenin de bir anlamı yok…

 

Zaten okuyucuların büyük çoğunluğu bahsi edilen diyalogun benzerleriyle sıkça karşılaşmaktalar…

Ve iddia ediyorum, şu an en yukarıdan aşağıya kiminle sohbet edilirse edilsin mevcut gidişattan memnun olan olanların sayısı yüzde onu geçmez…

Yeter ki başbaşa konuşmuş olun ve söylediklerinin yukarının kulağına gitmeyeceğinden emin olunsun…

Şu an öyle bir durumla karşı karşıyayız ki, herkes topu bir başkasına sıkışan da en yukarıya atıyor…

Sanki herkes esir veya bilinmez güçlerin kontrolü altında…

İnanılmaz bir teslimiyet kanıksanmış bir statüko…

Kaygılar aynı, beklentiler aynı…

Sıra çözüme geldiğinde kahrolası “kim var?” sorusu bir umutsuzluk parolası gibi çıkıveriyor dudaklardan…

*****

Tablo sadece yöneticilerle sınırlı olsa iyi…

Genel Başkan’ın ayakta alkışlandığı salonlara gidilsin onu alkışlayanlara yazının girişinde sözü edilen  soru sorulsun çoğunluğun cevabı aşağı yukarı aynı olacaktır büyük bir ihtimalle…

Peki Neden?

Hadi yöneticiler için koltuk sevdası ileri sürülebilir…

Ya diğerlerine ne demeli…

Yoksa İkiyüzlü insanlar mı olduk?

Hayır!

Bu çok ucuz bir değerlendirme olur…

İki yüzlülükten kaynaklanmıyor bu tavır; çaresizlikten ve hareketi koruma

içgüdüsünden  kaynaklanıyor…

Mevcut  ortada, iyi kötü bir şekilde hareketi idare ediyor…

Gelecek ise meçhul…

Umut vaat edecek bir yapı halihazırda şekillenmedi…

Umut verecek bir yapı, ancak bir kadro hareketi olabilir.

Bunun önünde ciddi engeller var. Müthiş bir dağınıklık söz konusu ve bahse konu en büyük engel bu.

Ülkücü hareket adına ve Ülkücü Hareketin geleceği adına bir ortak akıl ve ortak tavır ortaya konulamıyor, organize olunamıyor. Her ne kadar bir takım politik beklenti ve endişeler bunun önünde engel gibi görünse de asıl mesele, topyekûn bir seferberlik hissi ağır hasar almış durumda camiada..

Olağanüstü bir polarizasyona mâruz kalıyor camia. Bölünüyor, parçalara ayrılıyor, kristalize oluyor.. Ülkenin mâruz kaldığı benzeri ayrışmalara hareketimiz de mâruz kalıyor. Türk siyasi hayatının en köklü damarı ve en köklü sosyolojik alt yapısı olan MHP, Türkiye’nin çok ciddi sosyolojik kırılmalar yaşadığı günümüzde olan bitenin çok gerisinde, bir “demeç siyaseti” ile zevahir kurtarılıyor.

Ülkücü Hareket’te yapılanlar değil, yapılamayanlar belirliyor psikolojiyi.

Mevcut durumun iç açıcı olmadığı dillere pelesenk olmuş durumda, lakin bir alternatif ümit ve his galebe çalmıyor.

İnsanların göreceli olarak Genel Başkanın yanında görünmesinin/görülmesinin en büyük sebebi işte bu hissizlik ve belirsizlik…

Bünyenin nabzı düşüyor, kalp atışları yavaşlıyor.

Ve asıl acı vereni bu hissizliğin, belirsizliğin ve umutsuzluğun yukarıdan aşağıya pompalanması…

Onun için umut olarak ortaya çıkana ya da çıkma ihtimaline binaen bile kara çalmak için hazır kıt’alar görevde tutuluyor…

Kendilerinin artık umut olmaktan çıktığını görenler, tek bir umut kırıntısı bırakmak istemiyorlar.

Ellerindeki yetkiyi gelecekle ilgili en iyimser belirtiyi yok etmek için acımasızca kullanıyorlar…

Görmek istemedikleri oluşturdukları tablonun Allah(c.c) korusun hareketi yok oluşa sürüklediği…

Yoksa aslında çok iyi görülen, planlanan ya da arzulanan bu mu?

Hafazanallah…

Suat BAŞARAN

Etiketler:

YAZILI AÇIKLAMA İLE LİDER OLUNMAZ!

Kas 23rd, 2011

Lider olmak zordur.

Herkes siyasetçi olabilir ama liderlik başka bir kavramdır.

Zeki olmaktır lider olmak…

Toplayıcı olmaktır.

Sözüyle, özüyle hareketleriyle, örnek olmaktır…

Fark etmektir liderlik.

Örneğin; bütün o etrafındaki kalabalıklara rağmen, o cümbüşün içinde, en masumu, en sessizi görüp, “ya siz nasılsınız ” diyebilmektir….

Ona da ulaşabilmektir, liderlik.

Dinleyen olabilmektir…

Sabırdır liderlik.

Yalnız kalmayı göze alıp, doğru yolda emin adımlarla, yürümek ve yürütmektir aslında…

Çünkü doğru, insanlara göre değil, gerçeklere göre değişendir…

İnceliktir liderlik, bir çocuğun kalbine girebilmektir… Bir fakirin sofrasına çat kapı konuk olabilmektir…

Yorulmaktır sonra…. Ama delicesine yorulmak!
Projeleriyle Türkiye’nin bir 50-100 yıl sonrasını hayal edebilmektir….

Öz eleştiri yapabilmektir lider olmak.

Eleştirileri dikkate almaktır….

Ben kelimesini kullanmayandır, lider.

Biz kelimesini var etmektir lider olmak.

İş isteyenlere, aş isteyenlere,kapısına gelip “beni de dinle” diyenlere,
helal ve haramı gözeterek, haklı-haksız kavramını ayırt ederek,o insanlara umut olabilmektir, lider olmak….

Ama en önemlisi o kapıyı çalamayanlara ulaşabilmektir….

Gururlu insanlara, derdini anlatmayı ar sayanlara , ışı k olabilmektir lider olabilmek….

Asıl , onlara ulaşabilmektir işte…

Zordur!

Pek zordur,lider olmak…

Bakmayın, iki heceli kısa yazılışına, yürektir lider olabilmek.

Cüsse değil, beyin ister. Beyini kullanacak duruş ister…

Ama her şeyden önemlisi samimiyetini ,bilgini,sözünün eri olacak ifadeni karşındakine yansıtmak ister, liderlik…

Yazılı açıklama ile lider olamazsın!

Kapalı salonlarda, hızlı hızlı önündeki metni okuyup,hatta zaman zaman onu da beceremeyip, koşar adım, kürsüyü terk eden de değildir, lider!

Halkın içine karışabilendir. Gerektiğinde, takım elbiseyi çıkartabilendir lider olmak…

Akademi diliyle lider olunmaz Bey Amca!

Etrafına topladığın, akademisyenlerle de bu işi beceremezsin.Ya da, ne yazdığı, ne söylediği, anlaşılmayan insanlarla!

Çocukları sokağa salmamak için, partiyi burjuva tipli gençlere teslim edemezsin!

Ya da ne bileyim ben, sürekli Türk dilinin öneminden bahsedip,milli değerlere vurgu yapıp ,siyaset akademinde yabancı dil bilme zorunluluğu getiremezsin!

Yiğitsen, sen öğretirsin bir yabancı dil onlara…
Hazır eleman değil, yetiştirecek dürüst insan var etmektir lider olmak!

Ama kime ne!

Saygıdan susup, yıllardır “lider” dediğinden bir umut ışığı bekleyen fikirdaşları daralıyormuş, üzülüyormuş kime ne!

Varsın olsun, nasıl olsa bir zamanlar, kimileri ANAP ‘ın…ları, kimileri de DYP’ nin … larıydı, öyle değil mi?
Öyleydi, öyle!

Şimdi de takılır bir isim nasılsa, yenilerine…

Zaman geçiyor bey amca, ömür geçiyor

Sakın yanlış anlama, sizden ümidini kesmiş binlerce insan, zaten başka partide hayat sürüyor…

Çünkü onlar; sizin , “bizim” diyemediklerinize “bizim “diyebilme yürekliliğini gösteriyor….

İnatla düzeleceğinizi bekleyenlerse, acı çekmeye, zulüm görmeye devam ediyor….

Söyle Bey Amca, bu yol nereye gidiyor?

Ayşın Bengü Bitiş

Etiketler:

AKSİYONSUZ MİLLİYETÇİ HAREKET!

Tem 9th, 2011

Bahattin KARAGÖZ - AKSİYONSUZ MİLLİYETÇİ HAREKET!

Haziran 2011 Genel Seçimlerinin sonuçları üzerine değerlendirmeler devam ediyor ve epey daha devam edeceğe benziyor. Seçim çalışmalarının taktikleri, hareketliliklerin karşılaştırılması, propaganda söylemlerinin birbiriyle uyumu irdelenmeye konu olmaktadır. Ben bu yazımda seçimleri MHP açısından ele alacağım.

Milliyetçi Hareket, partileşme sürecinden önce de toplumumuzda yüz elli yıla yaklaşan bir fikir, ülkü ve sanat hareketi olarak köklerini yerleştirmiş bereketli bir kaynaktır. Tarihi süreçte pek çok devlet adamını (Atatürk, Mahmut Esat Bozkurt vs.), niçe fikir ve ülkü devini ( Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin vs.), sayısız sanat adamını ( Yahya Kemal, Necip Fazıl, Hüseyin Nihal Atsız vs. gibi) bu coşkun ırmağın içinde görüyoruz.

Toplumumuzda var olan Milliyetçi Hareketi, yek pare sistemli bir siyasi hareket olarak örgütleyen lider Başbuğ Alparslan Türkeş olmuştur. CKMP’yi hem sembol hem de isim açısından dönüştürerek 1969 yılının Adana’da yapılan kongresinde ilk hamleyi yapmıştır. Pek çok kişi bir partiye ‘’üç hilal’’in remiz olarak alınabileceğini o günlerde hayal dahi edemiyordu. Bu sembol, başlı başına bir iddia ve sorumluluk ilanıydı.

1969 Genel Seçimlerinde %3’lük oy oranıyla bir, 1973’te üç ve nihayet 1977’de % 6.4 oy oranıyla 16 milletvekilliği kazanan Milliyetçi Hareket Partisi, oylarını 300.000’den istikrarlı bir şekilde 951 000’in üstüne çıkarmayı başarmıştı. Ülke gündeminde bu küçük oranın çok fazla üstünde olacak şekilde yer almış ve belirleyici konumunu perçinlemiştir. 12 Eylül 1980 Darbesine gelmeden önce Milliyetçi Hareket’in 42 ilde en büyük parti olma konumuna geldiği Yozgat gibi ilde tek senatörlüğü almış olmasıyla da iddia edilmeye başlanmıştı.

Ordunun yeniden ‘’kapat ve kontrollü olarak aç’’ komutuyla dizayn edilen Türk Siyasetinde 1987’de MÇP, 29 Aralık 1992’de MHP olarak tekrar sahneye çıktığında, soğuk savaş yıllarının geride kalması yüzünden etkinliğinin kalmayacağı söylendi; başlangıçta ivme kazandığı antikomünist söylemden sonra, Güneydoğu Anadolu’da artan terör olaylarına hassas yaklaşımı nedeniyle varlığının PKK karşıtlığından beslendiği suçlamalarına muhatap oldu. 1995 yılında Doğru Yol Partisi ile ortak seçime odaklanmışken tek başına girilen 20 Aralık Genel Seçimlerinde 2 300 000 oy ve % 8,2’lik oranla MHP meclis dışında kaldı.

Alparslan Türkeş’in vefatıyla 8 Nisan 1997 günü kaldırılan cenaze törenindeki üç milyona yaklaşan kalabalık bu hareketin ne denli kökleştiğinin ve özgüven taşıması gerektiğinin de ölçeği olmuştur. Bu yüzden 28 Şubat sürecinde düşürülmüş olan Erbakan Başbakanlığındaki hükümetten sonra Mesut Yılmaz tarafından kurulan seçim hükümeti, olayın sıcaklığının sonrasında seçimi erteleyip icraat hükümeti olmaya yönelmiş ve bu rüzgarı savuşturmaya kalkışmıştır. Milliyetçi Hareket’in 18 Nisan 1999 seçimlerinde % 18 oy ile 129 milletvekilliği çıkarması kimseyi şaşırtmamıştır.

MHP’nin nazik tabiatlı Devlet Bahçeli liderliğindeki üçlü koalisyon ortaklığı, beklentileri karşılayamayan bir durum yaratmıştır. Ülkücü camiada ‘’Biz bu vatanı karşılıksız sevdik!’’ söylemi ile normal beklentiler susturulurken harekete ne zaman eklemlendiği belli olmayan ve kısır yetenekleriyle hak etmeyenlere bahşedilen imkanlar kırgınlıkları arttırmıştır. Böylece baskın bir seçimle 3 Kasım 2002’de iktidar yolu AKP’ye açılmış ve MHP kendine tuzak kurduğuna inandığı ortaklarını (DSP ve ANAP’ı, yanlarına DYP’yi de katarak) siyaset dışına itmenin karşılığında kendisi de meclis dışında kalmıştır.

Kutuplaşan bir cumhurbaşkanlığı seçimi gölgesinde geçen 22 Temmuz 2007 tarihindeki 23. Dönem Milletvekilliği seçimlerinde MHP, % 14.26 oy oranı ve 5.005.587 toplam oyla 72 milletvekilliği kazanarak yeniden parlamentoya girebilmiştir. Meclisteki türban sorunu çözümünde attığı yapıcı adımları inançlı kitleye yeterince yansıtamadı ve AKP’nin usta bir manevrası olan 12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’nda CHP ile aynı safa düşecek bir yaklaşımı tabanına kabul ettiremedi, oy kaynağında sızıntılara yol açtı.

İşte böyle bir süreçten sonra girilen 12 Haziran 2011 Genel Seçimlerinde MHP, EN KÖTÜ KAMPANYASINI yaşamıştır. Güya seçime en hazırlıklı olan parti, üç rakip parti içinde en az miting yapma özelliğini kaptırmadı. Kendi tabanıyla referandumda kanattığı yaraları saramadığı gibi, ilgisiz merkezlerle husumet yarıştırıyormuş izleniminden sıyrılmayı başaramadı. % 20’ler seviyesinin üstünde olması gereken hedef ve başarı çıtasını dış propaganda etkisinde % 10’ların altı veya üstü civarında yansıtma hatasını sergilerken,üst perdeden atıp gereksiz yüce divan söylemleri ile tehditler savurulması sayesinde, hilal kartı tanıtırken yaptığı ‘’püskevit‘’ benzetmesinden daha gülünç duruma düştü.

MHP’nin ilan tahtalarına astığı afişler tam bir garabetti. Emeklilerin ve ilgililerin okuyamayacağı küçüklükte uzun yazılar, boşuna yer işgal eden Bahçeli’nin boy resmi, proje anlatmayı önemsemeyen tutum,… esasında hiç harcama yapılmasa da fark ettirmezdi. Kasetler operasyonuyla tabanın heyecanı kırılmış, ikili yüz yüze temaslar yapılamaz olmuştur. Bazı ilçe ve il örgütleri bilerek az ve etkisiz çalışmış veya çalışır gibi görünmüştür. Kendi potansiyelini harcayarak, köprüler atarak, sert söylemlerle gönül kazanılamayacağı belliyken, bu tutum terk edilmemiştir. Lider, ekranı yerince kullanmamış ve hep savunmada kalmıştır. Alınan oyu başarı saymak, ‘’küçük olsun, benim kalsın!’’ anlayışının sakat bir yansımasından başka bir şey değildir.

Milletimiz istemesini ve isteme usulünü bilene veriyor. Adayların bazı yerlerde hangi kıstaslar göz ardı edilerek belirlendiği unutulmamalıdır. Polemiklerle uğraşacak bir aday listesi yerine pırıl pırıl, şaibesiz, gençlik ve tecrübeyi harmanlamış bir kadro milletin önüne çıkarılamamıştır. Elde edileni, hataları giderecek ve yeni yapılanmaya kapı açacak biçimde değerlendirmedikçe allayıp pullamanın bir anlamı olamaz.

Başarının sahibi çoktur, amma yenilgide kimse üzerine pay almaz. Milliyetçi Hareket katarında lokomotif yetersizdir, en kısa zamanda yenilenmelidir. Kimse vagonların bağlantısızlığından dem vurarak zevahiri kurtarabileceğini zannetmesin!

Yıllardır reaksiyonerliği reddedip başkalarının karşıtlığıyla var olmadığını anlatan MHP, AKSİYONER kimliğini ortaya koyacak yapıya, tepeden tırnağa kadar kavuşmadıkça parlamento süsü olmaktan ileri gidemez.

Milletimiz, içte ve dışta, Türk İslam alemini kucaklayacak bir dirayeti Milliyetçi Hareket’ten ve onun biricik siyasi örgütü MHP’den beklemektedir.

Selam ve saygılarımla…

www.ikizdere.net

Etiketler:

MHP TEPEDEN TIRNAĞA YENİLENMELİDİR

Tem 9th, 2011

Seyfullah FIRAT - MHP TEPEDEN TIRNAĞA YENİLENMELİDİR!

Elli milyon seçmenden Türk milliyetçilerinin payına beş milyon civarında bir seçmenin kitlesi tekabül ederken, küresel odakların oyuncusu olan çevrelere yirmi beş milyonluk pay düşüyorsa biz Türk milliyetçileri olarak yeni bir durum değerlendirmesi yapmak zorundayız.

İki günde kurulup iki günde iktidara gelen bir partiye karşı Türk milliyetçileri baraj korkusu yaşıyorsa veya bölücüler bizden çok bu ülkede seçmen taraftarı buluyorsa, millet olarak esarete düşüp kellelerimiz giyotine gitmeden başımızı iki elimizin arasına alıp derin derin düşünmeliyiz.

Seçimlerde ortaya çıkan utandırıcı ve ürkütücü bu tablonun arka planını insanımızın kandırılmışlığıyla izah etmeye kalkmak elbette bizi tatmin edici bir bakış olamaz. Seçimler sonrasında ortaya çıkan mahcubiyetin, yaşanılan hayal kırıklığının faturasını da elbette bu millete kesemeyiz.

Ortaya çıkan istenmeyen bu fotoğrafın ressamı olarak da yalnız sayın milletvekili adaylarını veya teşkilatları tek başına sorumlu tutamayız. Esas sorumlu olan Genel merkez kadrolarıdır. Genel Merkez şimdi teşkilatları hesaba çekerek bu işin içinden sıyrılamaz. Teşkilatlar canla başla çalışmışlardır ama Ankara dan esen rüzgar yelkenleri şişirmeye maalesef yetmemiştir.

Bizler şimdi, Milletin kuşatılmışlığını, uyuşukluğunu sorgulayacağımız kadar kendimizi ve teşkilatlarımızı da mutlaka sorgulamak durumundayız. Koca bir geçmişi ve kutlu bir davası olan bir milli hareketin iki günde kurulan teslimiyetçi partiler karşısında böylesine hüsrana uğraması kabul edilebilir veya sineye çekilebilir bir hezimet değildir.

Son seçimlerde aldığımız oy oranı asla başarılı bir netice değildir. Bu millet bu oyunu bozmuştur, güçlü bir gurupla meclisteyiz veya iktidarın istediği olmadı demekle de teselli bulamayız. Herkes akliselimle davranarak nerelerde arızamız var sorusuna cevap bulmak durumundadır.

Herkesten önce daha düne kadar dava arkadaşlarına karşı hain, satılmış, dönek, ajan laflarını ağızlarından eksik etmeyenler şimdi vicdanlarıyla baş başa kalıp kendilerini hesaba çekmelidirler. Kendilerine biat etmeyenlere kapıları kapatanlar, onlar gelirse bize yer kalmaz mantığıyla hareketin alanını daraltanlar, ocak terbiyesinden zerre kadar nasiplenmemiş kimseleri direksiyona oturtanlar şimdi bir kere daha düşünme erdemini göstermelidirler.

Kara Eylül sürecini yaşamış, omzunda kardeş tabutu taşımış, engizisyon işkencelerine muhatap olmuş kır saçlı ülkü devlerini hain ilan edenler şimdi birazcıkta olsa utanıp arlanmalıdırlar.

Ülkücüyüm diyen hiçbir insan kısacık bu dünya hayatı için şahsı hesaplara dalamaz. Hiçbir ülkücü eski arkadaşına dönek yaftası takamaz. Akli selimini kaybetmiş eski bir dava arkadaşımız söz konusu görüntü içerisine girmiş olsa bile yinede hiçbir ülkücü gönül bu çirkin yakıştırmaları böylesine insafsızca ve ucuzca kullanamaz.

Ülkücü hareket dünyanın kaderine etki eden bir harekettir. Yakın geçmişte komünizm in çöküşüne sebep teşkil eden en baş aktörlerden olan ve bugünlerde de yenidünya düzencilerini tehdit eden bir hareket olarak bu gezegenin yörüngesini değiştirmeye namzet bir hareketiz. Böylesine bir hareketin cennet mekan liderinin tedrisatından geçen dava adamlarının hayatta kalanlarından istifade edilmemesi ve bu çile insanlarının eski ülkücü diye kenara itilmeleri ülkücü hareketin kimyasıyla oynamaktan başka bir neticede doğurmaz.

MHP sinin mevcut üst düzey kadrolarının, parti tabanında söz konusu yersiz ve anlamsız dalgalanmalar yaşanırken, söz konusu densizliklere karşı sessiz kalması oldukça düşündürücüdür. Yıllardan beri MHP sinin tabanında eski yeni kavgası acımasızca sürerken, üst kadroların az olsun bizim olsun mantığına yenik düşmeleri bugünleri hazırlayan temel etmenlerdendir.

Biz asla birilerini suçlamıyoruz. Biz asla birilerini suçlamadığımız gibi başka birilerine de madalya takalım demiyoruz. Bizim dileğimiz birliğimizi dinamitleyen durumları kardeşçe ortaya koymaktan ibarettir. Biz hiçbir kimseyi ülkücü hareketin yörüngesini bozdunuz, teşkilatları ehil ellere vermediniz diye hain veya düzenbaz olarak asla adlandırmıyoruz. Biz ortak yanlışlarımızdan kurtulmanın çarelerini arıyoruz.

Bu memlekette Türk Milliyetçilerinin tek siyası adresleri vardır, o adreste MHP sidir. Ancak Türk milliyetçileri bugün birden çok adrese dağılmış durumdadırlar. Türk milliyetçilerini göçe zorlayan, evinden uzak yaşamaya mahkum eden illetlerden kurtulmasını artık öğrenmeliyiz.

Hiç kimsenin ayranı kabarmasın, hiçbir kimse gri propaganda yaptığımızı zannetmesin. Altmış yıllık ömrümün kırk beş yılını verdiğim bir davaya olan sarsılmaz sadakatimin yüreğiyle konuşuyorum. Milletin bekasından, ülkücülerin kucaklaşmasından, MHP içine itildiği atalet psikolojisinden kurtulmasının dışında hiçbir şahsı hesabim ve beklentim olamaz ve asla da yoktur.

Yaşım gereği olarak bizlerin bir ikbal peşine koştuğumuzu hiçbir kimse düşünemez. Bizim kaygımız siz gençlerin geleceği ve bu ülkenin dirliğidir. Bu hareket mutlaka kendini yenilemeli ve ne gerekiyorsa yapmak zorundadır. Bu süreci başlatacak ve önünü açacak bugünkü yönetimdir. Silkinecek isek hep birlikte silkineceğiz. Hesap verilmesi gerekiyorsa hep birlikte hesap vermeliyiz.

Başta Genel merkez kadroları, taşra teşkilatları ve bizler hep birlikte istişare ederek üzerimizde ki kara bulutları ve kirli hesapları bozup dağıtmalıyız. Nerede bir ülkücü varsa gidip kucaklanılmalı, nerede incitilmiş bir gönül varsa gidip yeniden kazanılmalıdır. Hiçbir ülkücü dışarıda kalmamalı ama şahsı hesaplarına yenik düşenler mutlaka elit kadrolardan ayrıştırılmalıdır.

Teşkilat yeniden yapılanmalı, eğitim faaliyetleri en üst dereceye taşınmalıdır. Herkes aklı kestiği kadar konuşmalı, her kes boyu kadar adım atmalıdır. Biz beş bin tane tığ gibi delikanlıyı birileri hareketin üzerinden şahsı hesaplar yap sin diye ölümlerin üzerine göndermedik.

Herke ama herkes elini vicdanına koymalı ve bugünden itibaren dedikodu illeti yasaklanarak bünyemizden kovulmalıdır. Hep birlikte gönül gönül’e yeni ufuklara kanat açmak istiyorsak arızaların üzerine gidilmeli, kırıp dökmeden arızalarımız tamir edilmelidir.

Etiketler:

KARAR – Suat BAŞARAN

Tem 9th, 2011

Devletliler hâlâ anlamak istemese de ülkücülerin büyük çoğunluğu neyin değişmesi gerektiği noktasında hemfikirdir…Mevcutla artık bir adım öne gidilemeyeceğinin de…

Yapılan hamleler ülkücülerin bu düşüncelerinde ne kadar haklı olduklarının göstergesi bir yerde…

Yine aynı eyyamlar, aynı “ben bilirim ve sadece ben bilirim” tavrı…

Sanki son rezaletlerin müsebbibi bu yaklaşım değilmiş gibi…Oysa meseleye yakından bakan herkes biliyor ki, eleştiriler zamanında dikkate alınıp gereği yerine getirilse o arkadaşlar sözü edilen tuzağa düşmezlerdi…

Parti içi muhalefet bir erken uyarı sistemi olarak görülebilseydi ve ona gerekli meşru zemin oluşturulabilseydi sözü edilen tabloyla muhatap olunmayacaktı muhtemelen…

Bu büyük hakikate rağmen, sürdürülen “ben bilirim” tavrı, ülkücüleri gelecek noktasında kaygıya düşürmüştür…

Kaygıya düşürmüştür çünkü “hareketin geleceğine ipotek koymak” şeklinde algılanmıştır bu yapılanlar…

Bu zihniyetin şimdiye kadar yaptıkları, gelecekte nelerin olacağının ipuçlarını vermektedir aynı zamanda…

Dün bizim de katkı sunduğumuz tepeden şekillendirilen ‘ülkücü irade’ ile sonuç almaya çalışılacak yine anlaşılan…

Seçim sonuçlarını gerçekçi bir şekilde analiz etmeden, başarı gibi sunarak ve “birlik beraberliğe en çok ihtiyacımız olduğu bu günlerde muhalefet eden kasetçidir” diyerek…

Artık dönülmez akşamın ufkundayız…

Değişim kaçınılmazdır ve mutlaka gerçekleşmelidir.

Ya mevcut zihniyet ve hüsran ya da yeniden ülkücülük…

Aslında karar bellidir ve büyük bir çoğunluk bu kararda hemfikirdir…

Sorun, bunun nasıl ve kiminle olacağıdır…

İşte bu noktada hepimiz hayati bir kararın arifesindeyiz…

Öncelikle şu sorunun cevabı bulunmalıdır:

Süper kahraman mı, “irade birliği mi”?

Yani “peşime takılın sizi başarıya taşıyayım” diyenlerin peşi sıra gitmek mi, ortak akıl oluşturmanın yollarını aramak mı?

Birincinin daha basit ve kolay olduğunu kabul ediyorum…

Mükemmel bir lider varsa zahmetsiz bir başarı demektir…

Ancak, aksi ya da vakitsiz kaybı şimdikini aratan bir zillet doğurur…

İkinci yol sorumluluk, fikir çilesi, kararlılık ve cesaret ister…

Zordur…

Onun için olağanüstü kongre isteyenlere de, bir an evvel başarıya(!) ulaşmak isteyenlere de sevimli gelmez…

Bu noktada kavga etmenin anlamı yok…

Herkes kendince bir yol bulsun ve yürüsün…

Benim tavrım açık ve net…

Zor olana talibim…

Suat BAŞARAN

Etiketler: